29 Mart 2026 Pazar

Süleyman Çelebi Hazretleri ve Vesîletü’n-Necât: Kalplere Dökülen Nûr ve Aşk


"Allah adın zikr idelüm evvelâ
Vâcib oldur cümle işde her kula"
(Tevhid Bahri)

Süleyman Çelebi Hazretleri’nin Gönül Hikâyesi

Bursa’nın o mübarek toprağında, 1351 yıllarında dünyaya gelmiş bir aşk eri var ki, ismi Süleyman Çelebi’dir. Doğum tarihi tam bilinmese de, altmış yaşlarında kaleme aldığı o eşsiz eserinden hareketle 1351 civarında doğduğu anlaşılıyor. Babası Ahmed Paşa, dedesi ise Orhan Gazi’nin çok hürmet ettiği Şeyh Mahmud Hazretleri’dir. Şeyh Mahmud, Osman Gazi’nin kayınbiraderi ve Orhan Gazi’nin silah arkadaşıydı. Öyle ki, Rumeli’ye geçişte o mübarek zat şu tebrik-nâmeyi yazmıştı:
“Velâyet gösterip halka suya seccâde salmışsın
Yakasın Rûmeli’nin dest-i takvâ ile almışsın.”
Orhan Gazi, halkın bu irfandan istifade etmesi için İznik’te bir medrese bile yaptırmıştı. İşte böyle bir ilim ve velâyet yuvasından gelen Süleyman Çelebi, zamanının bütün ilimlerine vâkıf, edepli, ârif bir zattı. Yıldırım Bayezid Han’ın divan imamlığı sırasında Emir Sultan Hazretleri’nin tavsiyesiyle Bursa Ulu Cami’nin imamlığına getirildi. Aynı zamanda Nakşibendiyye’nin Anadolu’daki büyük güneşi Emir Buhârî Hazretleri’nin ihvanı ve halifesiydi. Gönlü Peygamber aşığı bir âlim, ilm-i ledün sultanı, tam bir erendi.
Halk arasında “Çelebi” lakabıyla anılması da işte bu edepli, ârif ve muhabbet dolu halinden dolayıdır.

Nasıl Doğdu O Eşsiz Eser?

Bir gün Ulu Cami’de bilgisi kıt bir vâiz, “Lâ nuferriku beyne ahadin min rusulih” âyetini tefsir ederken, Peygamber Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) diğer peygamberlerden üstün tutmadığını söyleyince, dinleyenler şaşkınlığa düştü. Orada bulunan ilim ehli bir zat, vâizi delillerle susturdu ve “Bu âyet risâlet bakımındandır, fazîlet bakımından değil” buyurdu. Zira eğer âyet-i kerîmenin mânâsı her yönüyle demek olsaydı, “Tilke’r-rusulu faddalnâ ba’dahum alâ ba’din” yani “O peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık” (Bakara/254) buyurulur muydu? Bu olay Süleyman Çelebi Hazretleri’nin kulağına gidince, gönlü ateş gibi yandı. Peygamber Efendimiz’in risâletinin büyüklüğünü, doğuşunu, mucizelerini anlatmak için o anda kalemi eline aldı. İşte o anda, aşkın ve irfanın en güzel meyvesi doğdu: Vesîletü’n-Necât (Kurtuluş Vesilesi).
Halk arasında “Mevlid” diye bilinen bu eser, 1409 yılında, Ulu Cami’nin o mübarek imamlığı sırasında yazıldı. Mesnevî nazmıyla, remel bahrinin “Fâilâtün fâilâtün fâilün” vezniyle kaleme alındı. 768 beyitten oluşan bu şaheser, sade diliyle, muhteşem üslubuyla, istiare ve teşbihleriyle asırlardır Müslüman Türk gönüllerini besliyor.
Manzûme-i Mevlid-i Şerîf On Bahirden İbarettir
1. Tevhid Bahri
2. Hilkati Nûri’n-Nebî Bahri
3. Teselsüli İntikâli Nûri’n-Nebî Bahri
4. Vilâdet Bahri
5. Mu’cizât Bahri
6. Bi’set Bahri
7. Mi’rac Bahri
8. Zuhûru Refref Bahri
9. Tazarru’ ve Münâcât Bahri
10. Du’â ve İlticâ Bahri
Peygamber Efendimizin (s.a.v) Nûrunun İntikali Silsilesi
Hak Taâla çün yarattı Âdem’i
Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi
Âdem’e kıldı feriştehler sücûd
Hem ana çok kıldı ol lutf ıssı cûd
Mustafâ nûrını alnında kodı
Bil Habîbüm nûrıdur bu nûr didi
Vilâdet (Doğuş) Bahri
Âmine Hâtun Muhammed anesi
Ol sadeften doğdı ol dür dânesi
Çünki Abdullah’dan oldı hâmile
Vakt irişdi hafta vü eyyâm ile
Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır
Bu gelen tevhîd ü irfân kânudır
Bu gelen aşkına devr eyler felek
Yüzine müştâk durur ins ü melek
Mi’rac Bahri
Biz kamumuz kullarız sen şâhsın
Gönlümüz içinde rûşen mâhsın
Ümmetin olduğunuz devlet yeter
Hidmetin kılduğumuz İzzet yeter
Dua ve İlticâ Bahri
Yâ İlâhi ol Muhammed hakkıçün
Ol şefa’at kânı Ahmed hakkıçün
Gözi yaşı hakkıçün âşıkların
Bağrı başı hakkıçün sâdıklarun
Sana lâyık kullar ile hemde it
Ehl-i derdün sohbetine mahrem it
Hem Süleymân-ı fakîre rahmet it
Yoldaşın îmân mâkamın cennet it

Mevlid Okumanın Bereketi

Mevlid-i Şerif okutmak âdeti, Hicrî 604’te Musul’da Melik Muzafferüddin tarafından başlatılmış ve o günden beri Mekke’de, Medine’de, Şam’da, bütün İslam beldelerinde devam etmiştir. Osmanlı Padişahları da her yıl Mevlid Kandili’nde büyük törenlerle okutmuşlardır. Süleyman Çelebi Hazretleri’nin eseri ise hepsinin içinde en sevilen, en kalıcı olanı olmuştur. Çünkü bu eser, sadece kelimelerden değil, Peygamber aşkından örülmüştür.
Bid’at diyenlere gelince… Onların sözü zevksizlikten, muhabbetsizlikten doğar. Mevlid okumak bid’at-ı hasenedir, yani güzel yeniliktir. Onu okuyan, dinleyen, seven gönüller, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatine nail olur.
Bu yazıyı okuduktan sonra kalbin biraz daha ısındıysa, bir Mevlid oku, bir salavat getir. Süleyman Çelebi Hazretleri’nin ruhu için Fâtiha oku. Belki o mübarek zat da senin gönlüne bir nûr damlası gönderir.
Allah’ım! Habibin Muhammed Mustafa (s.a.v) hakkı için, Ehl-i aşkın Ser-bülendi Süleyman Çelebi Hazretleri’nin hürmetine bizleri de o nûrdan mahrum bırakma. Âmin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.